28.01.2016

Marka, Şehir ve Düzce

Marka
Marka, Şehir ve Düzce

Bugün, kullandığımız ürünlerden aldığımız hizmetlere kadar her şeyin bir markası var. Cebinizde ki telefonun, giydiğiniz ayakkabının, kullandığınız arabanın markalarını düşünün. Günlük yaşantımızda ister istemez binlerce markayla haşır neşir oluyoruz. Peki, sizce bir kent “marka” olabilir mi?

“Marka Şehir” söylemi dünyada çok eski bir geçmişe sahip olmakla birlikte, ülkemiz için oldukça yeni bir kavram. Bazı şehirlerin akıl almaz öyküleri vardır. Kimisi turizm,  kimisi üniversite kimi spor kimi de tarihi bir kent… Sadece güzellikleri, tarihi özellikleri ya da yemekleri değildir onları çekici kılan, kendilerine has enerjileri vardır.

Bugün Eskişehir denilince akla üniversite gelir. Her üniversite öğrenci adayının tercih listesinde mutlaka Eskişehir vardır. Bu Eskişehir’de ki eğitim kalitesini değil Eskişehir ile öğrencinin özdeşleştiğini gösterir.

Trabzon denilince ise akla Trabzonspor gelir. Trabzon’da ise bir futbol takımı ile o yörenin insanının birbiriyle kenetlendiğini görürüz. Artık futbol bir spor dalı olmaktan çıkmış kentin simgesi haline gelmiştir.

Gaziantep tarih boyunca her daim tarihi ve kültürel zenginlikleriyle adından söz ettirmiştir. İzmit sanayi şehridir Antalya ise turizm. Bu örnekleri çoğaltmak mümkün...  Dediğim gibi her kentin farklı bir öyküsü ve farklı bir enerjisi vardır.

…Peki ya Düzce?

İstanbul ve Ankara arasında sıkışmış, küçük Türkiye örneğinin sergilendiği bir şehir. Batı Karadeniz Bölgesinde  farklı kültürlerin yaşadığı, farklı hayat tercihlerinin bir arada mozaik oluşturduğu  dopdolu bir kent.

Bugün sokağa çıkıp Düzce’nin neyi meşhur diye sorduğunuz da farklı farklı cevaplar alırsınız. Şelaleleri, fındığı, tütün kolonyası diyenler de olacaktır, Batı Karadeniz’in Efes’i olarak adlandırılan Konuralp yada mavi bayraklı plajlarıyla bilinen Akçakoca diyenlerde. Keşke mümkün olsa da herkes alt yapı sorunları tamamen çözülmüş “engelsiz bir kent” diye bilse. Yada spor, fuar, üniversite yahut turizm şehri.

Bir kentin birden fazla özelliği sahiplenmemesi gerekir; çünkü bir şehir hedef kitleye sadece bir özellikle anlatılabilir. Fazlası, iletişim karmaşası yaratır. Yani Düzce, Türkiye şehirleri arasında anılırken bir özelliği daha ağır basmalı, o özelliği ile markalaşmalı, kendine ait öyküsü ile öne çıkmalıdır.

Bazı şehirler konumlarıyla ya da sahip oldukları tarihi –kültürel değerleriyle eskiden beri birer marka özelliği göstermekte. Fakat bir kent sahip olduğu şelalesiyle, yeşiliyle, dağı ve taşıyla kendiliğinden marka olmaz. Şehrin marka olması için o şehri yöneten vali, belediye başkanı, sivil toplum örgütleri ve halkın aynı fikir etrafında birleşip sahip çıkmaları gerekir. Bu çaba ancak çok uzun süre istikrarlı şekilde sürdürülürse bir kent marka şehir olur. Bu süreç sonu olmayan -sürekli- bir süreçtir.

Ne yazık ki günümüz de “Marka Şehir” olmak küçük siyasi hesaplara kurban edilmiş içi boş bir kavram olarak çıkıyor karşımıza. Bir logoya sahip olmak, reklam yapmak ve hatta kaldırım taşı döşemek bile marka şehir olmak için yeterli görülüyor. Oysaki  marka olmak logoyla, söylemle olacak bir iş değildir. Marka olmak öncelikle bir strateji ve bu strateji çerçevesinde oluşturulmuş uzun soluklu bütünleşik bir kampanya gerektirir.

Bu tabi ki basit bir süreç değil.  Eğer kişisel egolarımızdan kurtulabilir ve kendi çıkarlarımızı bir yana bırakabilirsek Düzce’nin de marka şehirler arasında yer alabileceğine inanıyorum. Ancak bu hedefe varmak için yerel yönetiminden çalışanına, ev kadınından esnafına herkesin Düzce için çaba göstermesi gerekir. Şehir hakkında söz sahibi olan vali, belediye başkanı, sivil toplum örgütleri ve özel sektörde uğraşan iş adamları aynı fikir üzerinde hizmet ettiklerinde ancak somut olarak bir sonuç alınabilir. Unutmamak gerekir ki marka yaratmak insan işidir.

Markalaşma hem sanayinin gelişmesi hem de yatırım ve turizm gelirinin artmasını sağlamak için önemlidir. Eğer sizin marka değeriniz yüksekse, ilgi çekmeniz de o kadar fazla olur. Dediğim gibi Düzce’yi marka şehir haline getirebilmek için yeni bir öykünün yanı sıra, kente yeni anlamlar da yükleyebilmeliyiz. Markalaşma sürecine şehrin tüm kurumlarıyla birlikte katkıda bulunmalıyız.

Dünyaca ünlü Fransız tasarımcı Philip Starck İstanbul için “dünyanın en heyecan verici” kenti tanımlamasını yapıyor. Umarım bizde marka şehir kavramını tanımlarken Düzce için söyleyecek bir şeyler bulabiliriz.

Sahi sizce Düzce marka şehir olabilir mi?

ETİKETLER
Marka,, Şehir, ve, Düzce, Marka