13.06.2016

Markanız, Ramazan da Kalbe Dokunarak Kazanır!

Marka
Markanız, Ramazan da Kalbe Dokunarak Kazanır!

Belirli dönemler gibi Ramazan ayı da artık markalar için ciddi bir rekabet arenasına dönüştü… Ancak Ramazan ayının bir pazarlama aracı olarak kullanmasını destekleyenler kadar “uygunsuz” görenler de var. Ramazan ayının ruhunu yansıtabilen, tüketicinin duygularını sömürmeden kampanyasını şekillendiren markalar tüketiciden takdir topluyor.

Her şirket sadece yeni müşteriler bulmak değil, var olan müşterilerinin de vazgeçilmezi olmak ister. Tüm işletmelerin ortak görüşü, ürün ve hizmetlerin çok bol, rekabetin çok sert ve her an aşırı yoğun reklamın olduğu bir ortamda yeni müşteri bulmanın çok zor ve maliyetli olmaya başladığıdır. Bu nedenle işletme belirli bir müşteri kitlesine ulaşmışsa, müşterilerin sadakatlerini en yüksek düzeyde tutarak vazgeçilmez olmak isterler. Bunu sağlayabilmenin en önemli yollarından birisi de tüketicinin kalbine dokunabilmektir.

Herkesin malumu olduğu üzere bizler duygusal varlıklarızdır. Duygularımızı harekete geçiren her şey bizi daha çok meraklandırıp, ona karşı bir çekim hissetmemize neden olur. Çünkü her ne kadar satın alma alışkanlıklarımızı mantıklı olarak yaptığımızı iddia etsekte bu duygusallığımızı istemeden de olsa dışa vururuz. Bu da satın alma alışkanlıklarımıza doğrudan yansımaktadır.

Markaların tüketiciler ile duygusal bağ kurabildiği belirli durumlar vardır. Örneğin futbol bunlardan biridir. Çünkü çocukluktan yaşlılığa kadar insanların tuttukları takım ile olan bağı sürüp gider. Markaların kişinin tutmuş olduğu takımı ile ilgili yaptıkları reklamlar ve kampanyalar da, kişi üzerinde etki bırakabilmenin en önemli yöntemlerinden biridir.

Buraya kadar her şey normal. Anlatmak istediğim, bir nevi markaların ve tüketicilerin karşılıklı paslaşmasını örneklendirmekti. Markalar, Ramazan ayının getirilerini farketmesiyle geliştirdikleri stratejilerle bu bir aylık dönemi de pazarlama aracı olarak kullanmaya başladılar.

Tüm Müslümanlar için büyük önemi olan Ramazan ayı, söylerken her ne kadar rahatsız edici gelse de aslında uzun zamandır önemli bir pazarlama arenası konumunda…

Ramazan ayının başlamasıyla birlikte birçok marka, ramazan kampanyası, televizyon, radyo, internet, gazete ve dergi reklamlarında yerlerini almaya başlar.

Birçok marka sahip olunan geleneksel değer ve Türk kültürünü göz önünde bulundurarak Ramazana özel birbirinden farklı kampanyalar hazırlar. Geçmişten bugüne kadar davul, iftar topu, hacivat ve karagöz gibi kültürümüze ait birçok değerin yanısıra aile olarak bir arada olma ve iftar sofrası gibi geleneksel alışkanlıklarımıza da bu kampanyalarda sıkça yer verilir.

Örneğin, Coca Cola'nın her yıl Ramazan kampanyaları merakla beklenir. Hayatımızda öyle yer etmişler ki sanki bizden biriymişçesine reklamlarında her zaman Türk kültürüne dokunmayı başarırlar. Hazırlamış oldukları kampanyalarla ‘bizden biri’, ‘içimizden biri’ kavramlarını bize hissettirirler. Bu duyguları insanlara hissettirebilen tartışmasız en iyi marka Coca Cola.

Tabi burada duygusal pazarlama çok önemli bir kavramdır. Fakat dikkat edilmesi gereken en önemli şey iyi duygular harekete geçeceği gibi kötü duygularda kolayca harekete geçebilir. Dolayısıyla ‘duygusal pazarlama’ kavramını düzgün ve doğru bir şekilde uygulamak markalar için çok önemlidir.

Markaların Ramazan ayını bir pazarlama aracı olarak kullanmasını destekleyenler kadar “uygunsuz” görenler de vardır.  Hazırlanan Ramazan kampanyalarında ‘Ramazan ayının ruhunu yansıtması’ ve ‘gelenek ve göreneklere yer verilmesi’ gerektiğini herkes gibi bende düşünüyorum. Bunlar haricinde hazırlanan reklamlar tüketicilere samimi gelmeyeceği gibi tepki gösterenler de çoğalacaktır.

Ramazan ayı, millet olarak duygularımızı yoğun yaşadığımız bir aydır. Ramazan ayının ruhunu yansıtan, tüketicinin duygularını sömürmeden kampanyasını şekillendirenler tüketiciden takdir toplamaya devam edecektir.

Peki sizin markanız, Ramazan’da müşterinizin kalbine dokunabiliyor mu? Eğer öyleyse markanız Ramazan ayının ruhunu bir yerinden yakalayabilmiştir.